Edebi Sanatlar Konu Anlatımı PDF – Söz Sanatları Edebiyat Konu Özeti

Edebi Sanatlar Konu Anlatımı PDF – Söz Sanatları Edebiyat Konu Özeti, edebi sanatlar ders notlarını PDF olarak indirebilirsiniz.

edebi sanatlar konu anlatımı pdf söz sanatları edebiyat konu özeti

Edebi Sanatlar Konu Anlatımı PDF – Söz Sanatları Edebiyat Konu Özeti

SÖZ SANATLARI (EDEBİ SANATLAR)

Edebi sanatlar olarak öğreneceğimiz sanatlar şiirin anlamını kuvvetlendirmek ve şiirin kapalılığını sağlamak için yapılırlar. Çok sayıda edebi sanat vardır. Bunlardan bazılarını daha önceden öğrenmiştiniz zaten. Ama şimdi bildiğimiz isimlerin yanında eski isimlerini de ezberlememiz gerekmektedir. İsimleri ezberleyip bir dizeyi de örnek olarak ezberlerseniz kolay bir şekilde bu konuyu öğrenmiş olursunuz.

TEŞBİH (BENZETME)

Bu sanatı benzetme olarak öğrenmiştiniz şimdi diğer ismini de ezberlemeniz gerekmekte. Teşbihin b harfinden benzetmeyi kodlayabilirsiniz.

Bu sanat zayıf olan bir varlığın güçlü olan bir varlığa bir yönden benzetilmesi ile yapılır.

Aslan gibi güçlü çocuk. Cümlesi benzetmede en çok karşımıza çıkan örnektir. Güç yönünden aslan daha kuvvetlidir çocuk ise güç yönünden daha zayıftır. Aslan ve çocuk arasındaki ilişki güç yönünden kurulmuştur ve benzetme bu sayede yapılmıştır.

Bu örnekten hareketle benzetmenin dört unsuru olan benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü ve benzetme edatını da öğrenmiş olalım.

Zayıf olan yani çocuk benzeyendir. Güçlü olan ise güç yönünden kendisine benzetilendir. Benzetme yönü ise zayıf ve güçlünün arasındaki kurulan ilişkidir. Benzetme edatı ise bu örnekte gibidir. Genellikle gibi kullanılır edat olarak. Bu yüzden de benzetmeyi ararken öncelikle gibi edatına bakmakta fayda vardır. Gibini dışında kadar da benzetme edatı olarak kullanılabilmektedir.

Bu dört unsurun bir arada bulunduğu benzetmelere teşbih-i beliğ yani güzel benzetme adı verilir.

Elleri pamuk kadar yumuşaktı.

Bu cümlede benzetme yönümüz yumuşaklık. Pamuk her zaman daha yumuşak olduğu için bu benzetmede pamuk güçlü olandır zayıf olan ise eldir. bu yüzden pamuk kendine benzetilen el ise benzeyendir. Benzetme edatı ise kadardır.

Rüzgar gibi hızlı bir atla geldi.

Yukarıdaki cümlede benzetme yönü hızdır. Rüzgar ata göre daha hızlı olduğu için güçlü at ise daha zayıftır. Kendine benzetilene rüzgar benzeyene at diyebiliriz. Benzetme edatı ise gibidir.

İSTİARE (EĞRETİLEME)

İstiare ezberlemesi kolay tespit etmesi zor bir sanattır. Bu yüzden genellikle örnek ezberlemek faydalı olmaktadır. Öğretmenler ise ya hep aynı örnekleri sorarlar ya da sadece tanımlarını verip boşluk doldurmada ismini yazmanızı isteyebilirler.

İstiare benzetmeye benzer ama eksiktir. Benzeyen ve kendine benzetilenden sadece birisi ile yapılan sanata istiare denir. Açık ve kapalı istiare diye ikiye ayrılır. Biz tespit etmeyi kolaylaştırmak adına güçlü ve zayıf olanı bulmayı öğreneceğiz.

AÇIK İSTİARE

Sadece benzetilenle yapılan istiaredir. Yani güçlü olan vardır zayıf olan yoktur.

Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.

Yukarıdaki Mehmet Akif’e ait dize açık istiarenin en güçlü örneklerindendir. Dizede batan güneş ile kastedilen askerlerdir. Askerler parlaklıkları ve batışları açısından güneşe benzetilmişlerdir. Yani benzetme olarak bu dizeyi şu şekilde yapmamız gerekir.

Bir hilal uğruna ya Rap ne güneş gibi askerler batıyor. Bu şekilde düşündüğümüz zaman parlaklık açısından güçlü olan güneştir. Dizede kendine benzetilen vardır fakat benzeyen yoktur. Bu yüzden bu dizede açık istiare vardır.

Beşikte yatan kuzuma acımadılar. Bu cümle de yine açık istiareye örnektir. Öncelikle benzetme şeklinde yazalım daha sonra istiareyi bulalım.

Beşikte kuzu gibi yatan çocuğuma acımadılar. Bu şekilde düşündüğümüz zaman kuzu ve çocuk arasında bir benzetme kuruluyor. Körpe ve saflık açısından kuzu daha kuvvetlidir ve kendine benzetilendir. Şiirde de sadece kuzu geçtiği için burada açık istiare vardır.

KAPALI İSTİARE

Sadece benzeyen varsa orada kapalı istiare vardır. Yani şiirde zayıf olan vardır güçlü olan yoktur.

Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal. Dizesinde nazlı bir hilalin çehresini çatması tasvir edilir. Bu cümleyi benzetme cümlesi olarak yazalım.

Ey nazlı hilal çehreni insan gibi çatma. Bu cümleye baktığımız zaman hilal ve inan arasında bir benzerlik kurulur. Yüzünü çatma insanların daha kuvvetli yaptığı bir şeydir ve güçlü olan insandır. Hilal ise zayıftır yani benzeyendir. Şiirde sadece benzeyen olduğu için kapalı istiare vardır.

Onun sözleri kadının yüreğini dağladı. Bu cümleyi de benzetme cümlesine çevirelim ilk olarak.

Onun sözleri kadının yüriğini ateş gibi dağladı. Dağlama işinde güçlü olan ateştir zayıf olansa sözdür. Yani söz burada benzeyendir. Ateş açık bir şekilde dizede olmadığı için kapalı istiare vardır.

TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME)

Daha önceden de bildiğimiz kişileştirmenin ikinci ismi olan teşhisi bilmemiz gerekmektedir. Teşhisteki ş harfi ile kişileştirmedeki ş harfini beraber düşünürseniz hatırlamanız daha kolay olacaktır.

Kişileştirme insan dışı varlıklara insan özelliği yükleme diye tanımlanabilir.

Kuşlar yasına gider. Cümlesinde kuşlara yas tutma özelliği yüklenerek kişileştirme yapılmıştır. Yas tutmak insana özgüdür ve kuşlar yas tutamaz.

Hüzünlü esiyordu rüzgar, aç kollarını sevgilim. Cümlesinde rüzgara hüzün duygusu verilmiştir. Rüzgar hüzünlü olamaz hüzün insana özgüdür.

KİNAYE

Bir sözü söylediğimiz zaman hem gerçek hem de mecaz anlamını kastetmeye kinaye denir.

Deyimlerin çoğu kinayelidir. Yani hem mecaz anlam taşırlar hem de gerçek anlam taşırlar.

Mum dibine ışık vermezmiş, annesi öğretmen ama oğlunun dersleri kötü. Cümlesinde kullanılan mum dibine ışık vermezmiş deyimi kinaye barındırır. Hem gerçek anlamda mumu yakınca dibi karanlıktır. Hem de bir insan işinde iyiyse ona yakın olanlara o konuda faydası olmaya bilir. Yani annesi öğretmen olsa da çocuğunun dersleri kötü olabilir.

Gülü seven dikenine katlanır. Dediğimiz zaman da kinaye yapmış oluruz. Gerçek anlamda gül dikenli bir çiçektir ve gül çiçeğini seven acı verse de dikeni umursamaz. Mecaz anlamda birisini sevdiğimiz zaman onun kötü yönleri olsa da katlanırız çünkü o kişiyi severiz.

MECAZ-I MÜRSEL (AD AKTARMASI)

Bu sanatın çok bilinen bir tanımı vardır. Tanımda: benzetme amacı gütmeden bir varlığın başka bir varlık yerine kullanılmasıdır. Der. İlk okuduğunuz zaman bu tanıma anlam veremeyebilirsiniz lakin örnekleri verdikçe tanım daha anlaşılır olacaktır.

Tabağını bitir, tabağını ye. Cümlesinde bitirmesi, yenilmesi istenilen tabak değil tabağın içindeki yiyecektir. Burada bir benzetme amacı güdülmeden yiyecek yerine tabak kullanılmıştır.

Sobayı yaktın mı? Cümlesinde yakılacak olan soba değil içindeki odun, kömürdür. Yine aynı şekilde benzetme amacı olmaksızın odun, kömür yerine soba kullanılmıştır.

Yahya Kemal okuyun, size faydalı olacaktır. Cümlesinde biz Yahya Kemal’i karşımıza alıp okumayız burada söylenmek istenen yazarın kitabıdır.

Şehir olanlara sessiz kaldı. Cümlesinde şehir susamaz ya da konuşamaz. Sessiz kalan şehirde yaşayan insanlardır.

Uçak Antalya’ya indi. Cümlesinde uçak Antalya’ya değil piste inmiştir.

Bayiden gazete aldım. Cümlesinde ise bayi ile söylenmek istenen orada çalışan kişidir. Yine benzetme amacı güdülmemiştir.

Muhammet Ali dergiye kapak olmuş. Bu cümlede kapak olan Muhammet Ali değil onun fotoğrafıdır.

Dergimizin usta kalemi bugün vefat etti. Bu cümlede kalem ile ifade edilen aslında yazardır. Yazarın kullandığı kalem yazar yerine kullanılmıştır.

Mecaz- Mürsel konusunda karşınıza çıkacak en zor örneklerden birisi ise “Bir hilal uğruna ya Rap ne güneşler batıyor.” Dizesindeki hilal kelimesinde yapılmıştır. Hilal ile kastedilen bayrağımızdaki hilaldir. Bayrağın bir parçası kullanılarak aslında bayrakla ilişkili olan bağımsızlık söylenmek istenmiştir.

İNTAK (KONUŞTURMA)

Daha önceden bildiğimiz konuşturma sanatının ikinci ismi olan intakı aklımızda tutmak için konuşturmadaki k ile konuşmadaki k harfini kodlamanızı tavsiye ederim.

Konuşan tek canlı insandır. İnsan dışında her hangi bir şey konuşursa burada intak var demektir. Yalnız konuştu, söyledi ifadeleri yeterli değildir. Söylenen şey de şiirde geçmelidir. Yoksa intak olmaz. Konuşma insana özgü olduğu için intak olan her yerde kişileştirme de vardır. Ama her kişileştirme intak olmaz.

Deniz kestanesi yılana “Nasılsın?” demiş. Cümlesinde bir intak vardır. Deniz kestanesinin sözü çünkü metinde geçmektedir.

Serçeler şarkı söyledi. Cümlesinde söylenen şarkı olmadığı için intak var diyemeyiz.

TECAHÜL-İ ARİF (BİLMEZDEN GELME)

Bu yeni öğreneceğiniz bir sanat. Arif kelimesinin anlamı bilmektir, bilendir. Tecahül-i arif ise bilmezden gelme demektir. Yani aslında bildiğimiz bir şeyi bilmiyor gibi davranmaya denir.

En bilindik örneği ise şu dizelerdir:

“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz.”

Şair aslında çizgili yüzün kendisine ait olduğunu biliyor fakat yine de bilmiyormuş gibi davranıyor.

İSTİFHAM (SORU SORMA)

Bir cevap beklemeden soru sorma sanatıdır. Burada asıl amaç cevap almak değil anlamı daha güçlü kılmaktır.

Bana kara diyen dilber / Gözlerin kara değil mi ?” bu dizede şair cevap beklemeden bir soru sormuştur. İstifhamı soru işareti ile kodlamanızda fayda var. Bişr yerde soru işareti varsa orada genellikle istifham vardır.

HÜSNÜ TA’LİL (GÜZEL SEBEP GÖSTERME)

Hüsn güzel demektir. Hüsnü ta’lil ise güzel bir sebep gösterme bir şeyi güzel bir sebebe bağlama olarak düşünülebilir.

Doğada var olan her hangi bir şeyi başka bir sebebe bağlayarak anlatmaktır. Burada her zaman güzel şeyler de söylenmeyebilir. Bazen çirkin olarak nitelendirebileceğimiz doğal bir sey de sebep gösterilebilir.

Gül senin güzelliğini görünce kızardı. Cümlesinde gül doğası gereği kızarır ve kırmızı bir renk alır. Ama şair sevgilinin güzelliğinden dolayı gülün kızardığını söyleyerek güzel bir sebebe bağlamıştır.

Yağmur durmadan yağdı sen gittin diye. Burada güzel bir sebep yerine hüzünlü bir olay vardır ama yine de güzel sebep gösterme olarak düşünmeliyiz. Yağmur doğası gereği yağar ama şair bunu sevgilinin gidişine bağlamıştır.

MÜBALAĞA (ABARTMA)

Bu sanatı daha önceden de öğrenmiştiniz. Bir şeyi olduğundan daha az ya da çok gösterme sanatı da diyebiliriz.

O kadar zayıflamış ki tırnak ucu kadar kalmış. Cümlesinde kişinin kilosunun azlığı abartılmıştır.

Dünya kadar ödevim var. Cümlesinde ise ödevin çokluğu abartılmıştır.

TEZAT (KARŞITLIK)

Bu da yine daha önceden öğrenmiş olduğunuz bir sanat. Tezat kelime karşıtlığından ziyade duygu ve durum zıtlığına dayanmaktadır. Bu yüzden zıt kelimeler aranmamalı duygular ve durumlarda zıtlık aranmalıdır.

Dün hüzünlüydü bugün yüzü gülüyor. Cümlesinde hüzün ve gülmek tezattır.

Düşmanlarım ne zaman dostun, arkadaşın oldu senin? Cümlesinde de düşman, dost, arkadaş arasında tezat vardır.

TEVRİYE

İki farklı anlamı olan bir sözcüğün dize içerisinde iki anlama gelecek şekilde kullanılmasıdır.

“Bir buse mi bir gül mü verirsin dedi gönlüm

Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.”

Gülüverdi kelimesi hem gülmek, tebessüm anlamında kullanılmıştır. Hem de afetin çiçek olan gülü vermesi anlamında kullanılmıştır.

Tevriye deyince sesteş kelimeler aklımıza gelirse işimiz daha kolaylaşacaktır.

“Bu kadar letafet çünkü sende var

Beyaz gerdanında bir de ben gerek”

Dizedeki ben kelimesi sesteştir. Hem kişi olan ben anlamına gelmektedir hem de ciltteki nokta olan ben anlamına gelmektedir.

TELMİH (HATIRLATMA)

Telmih kelimesindeki h ile hatırlatmadaki h bir arada düşünülmeklidir. Bu şekilde telmih ismini hatırlamanız kolaylaşır.

Bir tarihi olayı, şahsiyeti dizede bir kelime ile hatırlatma sanatıdır. Yani bir yerde peygamber ismi, ünlü kişilerin ismi, tarihi olayların ismi geçiyorsa orada hatırlatma vardır.

“Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” Dizesinde Bedr’in aslanları ile Bedir savaşı hatırlatılmaktadır.

Ferhat da delmemiş mi dağları? Cümlesinde Ferhat ile şirinin aşkı hatırlatılmaktadır.

Nuh’un gemisi, İsa’nın merhameti. Cümlesinde Nuh ve İsa peygamberler hatırlatılmıştır.

TARİZ (İĞNELEME)

 Bir sözüz söylediğimiz zaman tam tersini kastetmedir. Yani alay etme söz konudur.

O kadar tatlı ki bu kaçırdığı beşinci dadı. Bu cümlede tatlı kelimesi ile tam tersi kastetilmiştir.

TEKRİR (TEKRAR)

Bir sözün anlamı kuvvetlendirmek için sürekli tekrar edilmesine denir.

“Akşam, yine akşam, yine akşam

Göllerde bu dem bir kamış olsam!”

Ahmet Haşim’in bu dizelerinde tekrar eden akşam kelimesi vardır ve tekrir sanatı yapılmıştır.

TESANÜP (UYGUNLUK)

Tenasüp kelimesi münasip ile beraber düşünülmelidir, müsanip olan da uygun olandır.

Bir şiirde birbiri ile alakalı kelimelerin bir arada kullanılmasına tesanüp denir. Yani bir arada kullanılması uygun olan kelimeler diye de düşünebilirsiniz.

Şiirlerden örnekler vermeden önce birkaç ipucu vermem de fayda var.

Mesela divan edebiyatında genellikle gül, bülbül, gülistan bir arada kullanılır. Bunlar bir arada kullanılırsa tenasüp sanatı vardır.

Yine divan edebiyatında şarap ve saki kelimeleri bir arada kullanılır sıklıkla. Saki içki dağıtan kişidir.

“Deli eder insanı bu dünya,

Bu gece, bu yıldızlar bu koku”

Yukarıdaki dizelerde kullanılan gece, yıldız ve dünya birbirine uygun olan kelimelerdir ve tenasüp sanatı yapılmıştır.

İRSALİMESEL

Bu sanatı aklınızda atasözü olarak kodlayabilirsiniz. Şiirin içinde atasözü ya da özdeyiş kullanılmasıdır.

“Deme olmaz küçüktür büyük

Damlaya damlaya göl olur zira.”

Yukarıdaki şiirde damlaya damlaya göl olur atasözü kullanılarak irsalimesel yapılmıştır.

EDEBİ SANATLAR ÖZETİNİ PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ. 

Türk Dili ve Edebiyatı Tüm Ünite Özetlerini PDF olarak indirmek için tıklayınız.

“Edebi Sanatlar Konu Anlatımı PDF – Söz Sanatları Edebiyat Konu Özeti” üzerine bir yorum

  1. Keşke örnekler olsaydı ama iyi 🙃🙃

    Cevapla

Yorum yapın