12.Sınıf Edebiyat 1.Ünite Özeti Giriş Konu Anlatımı PDF Ders Notları

12.Sınıf Edebiyat 1.Ünite Özeti PDF – 12. Sınıf Edebiyat 1.Ünite Giriş Ünitesi Konu Anlatımı PDF, Türk Dili ve Edebiyatı 12.Sınıf 1.Ünite Ders Notu PDF indir.

12.sınıf edebiyat 1.ünite özet konu anlatımı pdf giriş ünitesi (1)

12.Sınıf Edebiyat 1.Ünite Giriş Özeti Konu Anlatımı PDF

Bu ünitede, edebiyat ile felsefe arasındaki ilişkiyi, edebiyat ile psikoloji ve psikiyatri arasındaki ilişkiyi, dilin tarihî süreç içerisindeki değişimini etkileyen sebepleri ve ilk örneklerden günümüze Türkçenin önemli sözlüklerini, öğreneceğiz.

EDEBİYAT VE FELSEFE İLİŞKİSİ

Konusu insan olan ve dili araç olarak kullanan edebiyatın felsefe, psikoloji, coğrafya gibi pek çok bilimle ilişkisi vardır. Bir şair ya da yazarın görüş ve düşüncelerinin felsefi bir görüşle uzaktan veya yakından bir ilişkisinin olması kaçınılmazdır. Edebî bir eser ortaya koyan sanatçı da eserlerine bu görüş ve düşüncelerini yansıtacaktır. O yüzden edebiyatla felsefe birbiriyle sıkı bir ilişki içindedir.

Edebiyat-felsefe ilişkisinin bir başka kaçınılmaz zorunluluğu da, her ikisinin de dil üzerine inşa edilmiş olmalarıdır. Gerek yazar ve şairin duygu, hayal, intiba, gözlem ve düşüncelerini; gerekse filozofun düşüncelerini diğer insanlara aktarabilecekleri tek iletişim vasıtası dildir. Elbette edebiyatın diliyle felsefenin dili birbirinden çok farklı ve başkadır.

EDEBİYAT İLE PSİKOLOJİ VE PSİKİYATRİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Edebiyat, insan yaşamını konu alır; bu nedenle edebiyatla psikoloji sıkı bir ilişki içindedir. Edebiyatın kimi türlerinde örneğin gerçekçi hikâyelerde, romanlarda, oyunlarda; psikolojik bir olayın içinde yaşayan insanın betimleme ya da ruhsal çözümlemesi yapılır. Böylelikle edebiyatın bilim, psikoloji ve psikiyatriyle ilişkisi ortaya çıkar.

Psikolojinin edebiyata vereceği en büyük desteklerden biri, yine onun ruhuna uygun olan insanın iç evreniyle ilgili tespitleri olacaktır. Özellikle roman ve hikâye tahlillerinde başvurulan şahıs kadrosu tasniflerinde psikolojiden oldukça detaylı bilgiler alınabilir.

DİLİN TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDEKİ DEĞİŞİMİNİ ETKİLEYEN SEBEPLER

Dil, canlı bir varlıktır.

Dil, olmuş bitmiş, sona ermiş, son şeklini almış, belli bir kalıba dökülmüş ve donmuş bir varık değildir. O, kuralları içinde, başlangıçtan beri, kesintisiz bir şekilde devam etmiş, bu devamlılık içinde, kendini yenileyerek bazı değişikliklere uğramıştır.

Dil, toplum hayatı ile birlikte yürür. Toplumdaki değişmeler dile de yansır. Bunun için dilin kelime varlığı son şeklini almış, tamamlanmış, altına çizgi çekilmiş bir sayı değildir. Dil, yeni nesne ve kavramlara kendi imkânları ile yeni karşılıklar bulur. Dil, durmadan yeni kelimeler üretir.

Örneğin, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra Türkçe, kendine Arapça ve Farsçadan bir çok sözcük edinmiştir. Yine Türkler göçebe hayattan yerleşik hayata geçince, yerleşik hayat ile ilgili sözcükler için yeni karşılıklar, yeni kelimeler türetilmiştir.

Dil değişimi her zaman olumlu yönde olmaz, bazen yabancı sözcüklerin dile fazlaca yerleştiği dönemler olur. Türkçe karşılıkları varken yabancı sözcüklerin kullanılması dilin değişimini olumsuz etkileyen bir toplumsal etkendir.

Eskimolarda, “kar”ın yaşama düzeni bakımından taşıdığı önem dolayısıyla, yavaş yavaş yağan kar, kuru rüzgârla savrulan kar, toz halinde uçuşan kar, ıslak olarak buzlanmış kar, üstü buz tutmuş kar, ev yapmakta kullanılan ve kalıp halinde kesilebilen kuru kar türleri için hep ayrı ayrı kelimeler bulunmaktadır. Görülüyor ki, diller, toplumların duygu ve düşünce tarzına, sosyal durumlarına, oturdukları yerlere ve iklim şartlarına, tarihteki geçmişlerine, zaman içinde uğradıkları değişime ve gelişmelere göre, şekil ve işleyiş bakımından birbirinden ayrı birer biçimlenmeye uğramışlardır.

İLK ÖRNEKLERDEN GÜNÜMÜZE TÜRKÇENİN ÖNEMLİ SÖZLÜKLERİ

Türk dilinin ilk sözlüğü, Kâşgarlı Mahmud’un yazdığı Divanü Lügâti’t-Türk’tür. Türk topluluklarının dili, edebiyatı, yaşayışı ve âdetleri üzerine yirmi yıla yakın malzeme topladıktan sonra Bağdat’a gelen Kâşgarlı, 1072 yılında yazmaya başladığı eserini 1074 yılında tamamlayarak Halife Muktedî Biemrillah’a sunmuştur. Divanü Lügâti’t-Türk, bütün Türk illerini ve dillerini kapsayan, bin yıl öncesinin Türk toplulukları hakkında önemli bilgiler içeren kaynak eserdir.

Mukaddimetü’l-Edeb, Divanü Lügâti’t-Türk’ten yaklaşık altmış yıl sonra ise Harezm sahasında hazırlanmış olan, Arapça öğrenmek isteyenlere yararlı olabilecek bir eserdir. Türk asıllı olmakla birlikte Arap sözlükçülük geleneğinde önemli bir yere sahip olan Zemahşeri’nin yazdığı bu eser, Harezm Türkçesi için dil malzemesi içermektedir.

Codex Cumanicus, Karadeniz’in kuzeyinde yaşamış olan Kuman (Kıpçak) Türklerininin söz varlığı ve sözlü edebiyat ürünleri ile ilgili derlemelerden oluşur, XIII. yüzyıl sonlarında hazırlandığı sanılmaktadır. Kumanların dil malzemesinin Latin harfleriyle ortaya konulduğu eserin ilk bölümü Kuman Türkçesinin söz varlığı ile birlikte dil bilgisi kurallarından oluşmaktadır. İtalyanlar tarafından hazırlanmış olabileceğinden ‘İtalyan bölümü’ diye adlandırılan eserin bu bölümünde Latince sözcüklerin Farsça ve Kıpçakça karşılıkları verilmiştir.

Türkçeden Türkçeye sözlükler ise XVIII. yüzyıldan itibaren hazırlanmaya başlanacaktır. Mehmed Esad Efendi’nin Lehcetü’l-lügat (XVIII. yüzyıl), James W. Redhouse’un Müntahabat-ı Türkiyye (1842) ve Müntahabat-ı lügat-ı Osmaniyye (1852), Ahmed Vefik Paşa’nın Lehce-i Osmani (1876) ve nihayet Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Türki (1900) adlı sözlükleri Türk sözlükçülüğünün en önemli ürünlerinden yalnızca birkaçıdır. Bunlar içerisinde Kamus-ı Türki kendisinden sonra hazırlanan pek çok sözlüğe kaynaklık etmiş, sözlükçülüğümüzün dönüm noktalarından olmuştur.

GİRİŞ ÜNİTESİ PDF OLARAK İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ.

TÜM SINIFLAR EDEBİYAT DERS NOTLARI İÇİN TIKLAYINIZ.

Yorum yapın